Daha yaşım başım nedir ki diyip hiç mi hiç sormadım kendime bu yazıyı hazırlarken. Aslında sorduğum, ben 20 sene sonrası hayatı nasıl bu denli yaşarım cümleciği idi. Ama sağolsun, Angela Neustatter bu sorumu bile tereddütsüz aklıma saplantılara çevirdi. İyi de nerden esti ?Hani genelde duyarım ” Aman ben daha 18 ‘liğim ” , ” Yok cicim insan hissettiği yaştadır.. ” gibi cümleleri 30-40-50 denklemine yaklaşanlarda. Ya da ” ( Yaşı 70 olan bir kadın ) daha 24 olduğum için 24 mum var pastamda ” gibi kendini kabullenemeyen bireylerin halt etmesidir daha çok gencim dayatması.
Üzerinize afiyet , söylenmesi ayıptır, deniz tuzunun daha üzerinde erimemiş haliyle ( sağolsun babam ) tavaya attığım sardalye‘leri yerken bu akşam, birde konuk vardı. Tam bu 40-50-60 yaş denklemine uyan nitelikte. Kendine has beğenisel çizgisi ve şıklığı ile asla ve asla olduğunu kabullenediğini sandığım bir misafirim. Aslında günün esinti sebebi kesinlikle kendileri oldu, ( internetle de pek aşikar acaba alınır mı yazdıklarımdan diye düşündüm bir ara ) da iyi de olmuş oldu. Yoksa daha o zamana çok süre varken nasıl olurda yaşsal / yaşlılıksal dengeyi şimdiden nasıl düşlemeye / düşünmeye başlardım.
Sohbet esnasında belki tavrı, belki cümleleri tonlamaları, belki de yaklaşım vaziyeti olacak ki beni bu derece küskün tamlayan duruma sokan şey , bilgisayarımın karşısında saatlerce yaşlanan ünlüleri, yaşlı bilim adamlarını , yaşını başını almış liderleri, devlet büyüklerini , bilimum zırtapozları ‘da inceledim, araştırdım. 2 saatimi onca işimin arasında bu konuya ayırdım desem yalan olmaz.
Ve okuduğum makaleler, yazılar içerisinden ” neden yaşlılar orta yaşlılığını kabullenmez , veya kabullenemez ” sorucuklarını öylesi güzel anlamlandıran insanlar buldum ki , sonuna dek hak verdim. Bunlardan bir tanesi Amerikan menşeeli popüler bir gazeteci yazar, orta yaşlıların kabullenilememe durumunu şu cümleler ile ifade etmiş ..
Başlangıçta ana yaşam amaçlarının hepsi yaşamın birinci yarısında onu şekillendiriyor ve bize bir tür gelişimsel rehberlik sunuyor: gençlikten erişkinliğe geçiyoruz, eş seçiyoruz, çocuk sahibi oluyoruz, bir kariyer ya da yaşam tarzı oluşturuyoruz. Ve aniden çocukların büyümüş ve bağımsızlık peşinde oldukları bir noktaya ulaşıyoruz ve bu, sona benzeyen bir duygu uyandırabiliyor. Evliliğimiz ya da ilişkimiz merkezdeki çocuklarımız olmayınca boş görünüyor ve boşanmalar da bu aşamada hızla artıyor. Gençlikte can atarak beklediğimiz önümüzde uzanan bu yere gitmek istemiyor olduğumuzu ansızın hissedebiliyoruz.
Gayet de net bir şekilde, artık bazı şeylerin zamanın gelmiş olduğunu soyutlamış, Angela Neustatter. Ve şöyle devam etmiş;
Herkes gençlerin ne olduğunu bilir: Herkes yaşlıların ne olduğunu bilir. Orta yaşlı insanların ne olmaları beklenir? Bütün bildiğim Mantovani için çok genç olduğum ve Nirvana için de çok yaşlı.Yaşlanmanın acısız bir süreç olmadığından kuşkuluyum, ancak, büyüyen kendimizi sevmeyi öğrenebilirsek ve kaybettiklerimizi değil de kazandıklarımızı görürsek çok da heyecanlı olabilir bu dönem. Saygın parlamenter Barbara Castel’ın yetmişli yaşlarını yaşarken bana söylediği “Yaşlılık sizi bulmaz, siz yaşlılığı bulursunuz” sözünün çok anlamı var.
Hep zaten başında yanlış gidiyor işler. Ufakken ergen olmayı, ergenken olgun olmayı , olgunken yetişik olmayı, yetişken gençleşmeyi özler insan. Ancak her tadın ayrı yemeği, her tatlının ayrı yenişi, tamamlayıcısı olduğu gibi, her yaşında tadı başka olsa gerek.
Elbette zamanında bende misafirim pozisyonunda olacak bir birey olarak şimdiden çekincelerimi şekle soktum aklımda. İsterim ki benim gibi beni konu alıp bir kaç satır yazıya ilişikleyecek çocuklarım, hatta mümkünse torunlarım olsun -ki, nush-u uslatayım kendime.
Not : Yazıların farklı farkı kişilerce yazıldığı bir web sayfası… Yaşını başını almış herkes için tavsiyem olsun. Keyifli okumalar.
Henüz yorum eklenmemiş..
Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. TrackBack URI
Popüler arama motoru Yandex Haber servisinde Blogumuz içeriklerini anlık akışa ekledi, ilgili akış linki için buradan devam ediniz.